Avrupa’nın Can Suyu

YAYINLAMA:
Avrupa’nın Can Suyu

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan son kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamasında Avrupa Birliği ile ilişkilerin eski ritmine kavuşmakta olmasını önemsediklerini dile getirerek “Avrupa Birliği'ni ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir. Türkiye'nin Birliğe tam üyeliği kurtarabilir. Ekonomisi ve demografik yapısı hızla yaşlanan Avrupa'ya can suyu verecek olan da yine Türkiye'dir, Türkiye'nin tam üyeliğidir.” İfadelerini kullandı.

2022’nin Şubat ayından beri devam eden Rusya-Ukrayna savaşı özellikle de başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok coğrafyada olumsuz etkilere sebep olmuştur. Enerjiden, gıdaya, ekonomiden, savunmaya pek alanda yeni krizleri tetiklemiş bu anlamda da küresel boyutta bir dönüşüm sürecinin başlamasına zemin hazırlamıştır.

Savaşla beraber başlayan yaptırım düellosunda Rusya’nın enerji kartını oyuna sürmesi Avrupa’da enerji arzı krizini başlatmış bu kapsamda kıtanın problemi sadece ısınma, aydınlanma gibi alanlarla kısıtlı kalmamış sanayisi de derinden etkilenmiştir. Diğer yandan savaşla beraber değişen güvenlik algıları da Avrupa’da bu anlamda bir politika değişikliğini tetiklemiş, yeni bir güvenlik mimarisi arayışını hızlandırmış, özellikle de son dönemlerde savaşın Avrupa içlerine yayılabileceğine dair endişenin de artması kıta ülkelerini oldukça zorlamaya başlamıştır.

ABD’de Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla beraber Avrupa açısından adeta yeni krizlerin doğabileceği riski de yükselmeye koyulmuştur.  Avrupa ve ABD arasında yaşanan güven probleminin giderek derinleşmesi, Trump’ın Rusya ile yakınlaşmaya başlaması yine bununla beraber ABD'ye Avrupa Birliği'nden (AB) ithal edilen mallara yüzde 25 gümrük vergisi uygulamayı planladığını duyurması kıta ülkelerinde soğuk duş etkisi yaratmıştır.

Bir taraftan Rusya bir taraftan ABD diğer yandan ise kendi içinde siyasi dengelerin değişmesiyle (aşırı sağın yükselmesi gibi) karşı karşıya kalan Avrupa’da bu kıskaçtan nasıl çıkılacağı sorusu sıklıkla gündeme gelmeye başlamıştır. Yine bunlarla beraber yaşanan toplumsal olaylar, derinleşmeye başlayan ekonomik problemler de Avrupa gündemini oldukça meşgul etmektedir.

Özetle; sanayi ve üretimde daralma, enerji ve savunma sanayi alanında ABD’ye olan bağımlılık, yükselen ırkçılık (Türkofobi ve İslamofobi), ABD ile derinleşen güven problemi, artan Rusya tehdidi, ayrılıkçı ve bölücü akımların potansiyeli önümüzdeki süreç için Avrupa’nın uğraşmak zorunda olduğu konu başlıklarıdır.

Bu şartlar altında AB’nin Türkiye’den başka çaresi görünmemektedir. Bu durum Türkiye’nin üyelik isteğinden ziyade Avrupa Birliği’nin zorunluluğu haline gelmiştir.

Zira enerjiden, güvenliğe, gıdadan, ekonomiye Türkiye her çevre için en güvenilir ortak ve sahip olduğu stratejik konumuyla en güvenli rotadır. Diğer yandan özellikle de enerji alanında AB’nin Türk devletlerine artan ilgisiyle beraber bakıldığında bu enerjiye ulaşmanın tek yolu da Türkiye’dir.

Bilindiği üzere TANAP ve TAP projeleri Türk dünyasının kaynaklarının Avrupa’ya iletilmesi konusunda en önemli hatlardır. Öyle ki 2023 yılında TANAP üzerinden Avrupa’ya 12 milyar metreküp doğal gaz akışı sağlanmıştır. Hattın 16 milyar metreküplük kapasitesinin 31 milyar metreküpe çıkarılacak olması enerji alanında ülkemize katkı sağlayacağı gibi yine aynı kapsamda Avrupa’ya da nefes aldırabilecektir.

Türkiye, yayınlanan son verilere göre NATO’nun 2. Büyük ordusuna sahipken dünyada 9. Sırada yer almaktadır. Savunma sanayi ihracatında ise dünyada 11. Sırada gelmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında da AB’nin Türkiye ile kuracağı müttefiklik kendi savunma anlayışlarını güvence altına alabilmeleri açısından da önem arz etmektedir.

Türkiye’nin AB’ye dahil edilmesi adına gerekli irade gösterilmesi halinde kısa sürede netice alınabileceği gibi Avrupa Birliği'nin ve Birliğe yön veren ülkelerin yanlış tutumlarından bir an evvel vazgeçmeleri kendi geleceklerini doğrudan ilgilendirmektedir. 

Az evvel de belirttiğim üzere konu Türkiye’nin üyelik isteğinin ötesinde doğrudan Avrupa Birliği’nin zorunluluğu haline gelmiştir. Bu kapsamda AB’ye düşen ise Türkiye’nin hassasiyetlerini öncelemeleridir. Kendi içlerinde yükselen Türkofobi, İslamofobi gibi akımların faaliyetlerini engelleyerek özellikle de ülkemizin milli güvenliği hususundaki hassasiyetlerine aykırı tutumlardan vazgeçmeleri elzemdir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *