Avrupa güvenlik arayışında

4 Nisan 1949 tarihinde uluslararası bir askeri ittifak olarak 12 ülkenin işbirliğiyle kurulan NATO, genişleme politikası çerçevesinde ilk adımını 1952 yılında atmış ve Türkiye ittifaka üye olmuştur. Devam eden süreç içerisinde ise en son Finlandiya (2023) ve İsveç’in de (2024) katılımlarıyla ittifakın üye sayısı 32’ye ulaşmıştır.
Bugün itibarıyla NATO üyesi 32 ülkeden 23 tanesi aynı zamanda Avrupa Birliği üyesidir.
2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı enerji ve gıda arzı krizleri başta olmak üzere küresel pek çok olumsuz etkiyi beraberinde getirirken özellikle de Avrupa’nın savunma ve güvenlik anlayışındaki değişim sürecini hızlandırmıştır. Uzun yıllar tarafsızlık politikasını takip eden İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelikleri güvenlik algısındaki değişimlerin en somut örneği olmuştur. Esasında konu sadece algı değişimi değil, yeni bir güvenlik mimarisine olan ihtiyacın artık daha fazla tartışılır hale gelmesidir.
Biden döneminde göreceli olarak daha makul bir zeminde ilerleyen ABD-Avrupa ilişkileri Trump’ın başkanlığı devralmasıyla beraber daha güvensiz bir hal almış ve hatta bu güven krizi giderek derinleşmeye başlamıştır. Trump’ın Ukrayna ve Avrupa’ya yönelik tehditleri ve Avrupa’nın da savunma anlamında ABD’den bağımsız bir yapıya dönüşme isteği aradaki ipleri oldukça germiştir. Görünen aşamada AB’nin kendi güvenlik mimarisini oluşturmaktan başka bir seçeneği olmadığı ifade edilebilir.
Bu denklem içerisinde Avrupa’nın güvenilir ve güçlü müttefiklere ihtiyaç duyduğu da inkâr edilemez bir gerçekliktir. Bu kapsamda Avrupa’yı ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara içine düştüğü çıkmazdan kurtarabilecek tek güç ise Türkiye’dir. Zira Türkiye NATO’nun 2. Büyük ordusuna sahipken dünyada 9. Sırada yer almaktadır. Yani Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde Türkiye gibi bir gücün bulunması büyük bir avantajı beraberinde getirecektir.
NATO’nun dağılması durumunda Türkiye, Avrupa güvenlik mimarisinin parçası olabilir. ABD ve Avrupa arasında giderek derinleşen kriz belki son bulabilir ve ilişkiler eski seviyeye taşınabilir. Fakat gelecekte ABD’nin Avrupa’ya sırt dönme ihtimali her zaman mevcuttur. Bu gerçeklik AB için her zaman var olacak ve zorlayıcı şartları beraberinde getirecektir.
Türkiye gibi güvenilir bir gücün vereceği destek sadece güvenlik anlamında değil politik, ekonomik ve ticari alanlarda da Avrupa’ya nefes aldıracaktır. Tabii bunun yolu Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinden geçmektedir. Bu konu artık Avrupa için zorunluluk haline gelmiştir.
Ülkemizin AB’ye üyeliği kıta için can suyu olabilecek yüksek bir potansiyeli ifade ederken, bizim açımızdan da Orta Asya’da, Afrika’da, Orta Doğu’da yükselen etki ve potansiyelimiz Avrupa içlerinde pekişecek, ecdadımızın atlarının nal izlerinin bulunduğu coğrafyalarda Türklüğün nizamı ve ihtişamı yeniden hissedilecektir.
Küresel güvenlik algılarındaki değişim, NATO’nun dağılma ihtimali ve yeni güvenlik mimarisine olan ihtiyacın sıklıkla dile getirilmeye başlandığı şartlar altında güvenlik kapsamındaki çalışmaların daha da ivme kazanacağı ifade edilebilmektedir. Bu bağlamda 24 Aralık 2022 tarihinde “Yeni Bir Güvenlik Mimarisi Arayışı: Asya ve Ortadoğu Güvenlik Örgütü” başlıklı yazımda da ifade ettiğim bir hususa tekrar dikkat çekmek isterim:
“Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 24 Mayıs 2022 tarihindeki Meclis Grup Toplantısında işaret buyurdukları 57 İslam ülkesi ve Türk dünyasını kapsayan ‘Asya ve Orta Doğu Güvenlik Örgütü’ iyi anlaşılmalı ve analiz edilmelidir.”